MİTOLOJİDEN METAMORFOZA

MİTOLOJİDEN METAMORFOZA

Mitoloji bir din veya bir halkın kültüründe tanrılar, kahramanlar, evren ve insanın yaratılışına dair, tüm sözlü ve yazılı efsane birikiminin ve bu efsanelerin doğuşlarını, anlamlarını yorumlayıp, inceleyen ve sınıflandıran çalışmalar bütünüdür.
Metamorfoz ise kendi içinde değişim dönüşüm demektir.
Mitolojiden metamorfoza mitolojinin kendi içinde zaman içinde uğradığı değişim ve dönüşüm olarak açıklayabiliriz.

Dünyada yaşamış insan topluluklarının ve uygarlıkların hemen hemen hepsinin bir efsaneleri ve kültürleri vardır. Bu kültürler sözlü, yazılı ve hiyeroglifler yoluyla efsanelerini gelecek kuşaklara aktarmışlardır.
Efsanelerde benzer hikayeler vardır. Yaradılış efsanesi, cennet ve cehennem, adem ile havva , gökten gelen tanrılar gibi.
Yunan mitolojisinde yaradılış efsanesi ‘’Hesiodos’a göre başlangıçta Khaos vardı. Sonsuz bir boşluktu Khaos. Bu boşluktan Gaia (Toprak Ana) doğdu ilkin: sonra yeraltı karanlığı Erebos la yeryüzü karanlığı Nyks(Gece) doğdu. Erebos ve Nyks birleşerek Aither’i (Esir), yani dünyayı saran hava tabakasının üstündeki arı ve ışıklı Gök’ü ve Hemera’yı (Gün) meydana getirdiler”.(Cömert Bedrettin 2006;132).

Mezopotamya da yaradılış efsanesi (Dede Korkut Hikayeleri Sümer Tanrıları). Yaradılış efsanesini konu edinen en eski efsane M.Ö. VII. Yüzyılda yazılmış bir şiirde anlatılır. Tanrıların yaratılışına de yer veren bu şiir Enuma eliş(Gökyüzünde) adını taşır. Şiirin ilk sözcükleri bunlardı. Şiirde tanrı Marduk ele alınmkala birlikte, efsanenin kökünün çok daha eski olduğu ve aslında tanrı Enlil ile ilgili olduğu anlaşılmaktadır.’’ Bu efsaneyi özetleyelim. Gökyüzünün henüz bomboş olduğu sırada, evrende sadece Apsu(boşluk) ile Tiamat (su) varmış. Tiamat dişi bir devmiş. Daha sonra çoğalma dönemi gelmiş. Apsu ve Tiamat birleşmiş. Bu birleşmeden yılan biçiminde iki tanrı dünyaya gelmiş’’ (Ansiklopedi Gökkuşağı;144).

Mısır mitolojisinde dünyanın oluşumuyla ilgili efsaneler de zamanla birbirine karışmış. Ve ortaya tek bir efsane çıkmıştır. ”Bu efsaneler özetle şöyledir. Başlangıçta dünya bir su ve bataklık yığınından ibaretmiş. Bu suyun ve bataklığın büyüklüğü, aşağı yukarı Nil ırmağındaki kadarmış. Zamanla sular alçalmış. Ortaya ufak bir ada çıkmış. (Mısırlıların dünyayı meydana gelişi ile Nil ırmağının taşmaları arasında bir paralellik kurdukları görülmektedir). Bu adada bir kurbağa, birkaç yılan bir de yumurta varmış. Yumurtadan bir kaz çıkmış. Nitekim dünyaya gelir gelmez uçmaya başlamış’’.Kaz aslında kılık değiştirmiş tanrı Rie’den başkası değilmiş.(Ansiklopedi Gökkuşağı;150)

Japon mitolojisi, bugün Japonya da çoğunlukla benimsenmiş olan Şintoizm dininin kaynağını meydana getirir. ‘’Japon mitolojisinin kökleri VIII. Yüzyılın başında kaleme alınan Kogiki ve bundan kısa bir süre sonra yazıldığı anlaşılan Nihongi adlı iki ana kitapta toplanmıştır. Bu kitaplara göre ilk önce evren, biçimi olmayan bir yumurta gibiymiş. İçinde günün birinde gelişecek bir tohum varmış. Sırası gelince bu tohumdan gökyüzü kutbunun efendisi Ame no minaka nuşi, yaratıcı tanrı Taka mi musubi ve kutsal yaratıcı Kami musubi imiş. Yeryüzü tıpkı suda yüzen bir yumurta gibi suların içinde yüzüyormuş”.

2
Yaradılış mitolojisinde de olduğu gibi. Diğer efsanelerde de ortak noktalar vardır.
Bu efsaneler insanlığın ilk bilinmeze karşı akıl yürütmeleridir. Korktukları, nedenini bilemedikleri, fiziksel güçlerinin yetmediği doğa olaylarını tanrılaştırmışlardır . Bazen adaklar adamışlar, bazen de hikayeler yazarak yüceltmişlerdir. Sonuçta bu efsaneler o kültürün yaşamsal özünü oluşturur. Nelerden korkmuşlar. Bununla baş etme yöntemleri ve bu konuda ortaya koydukları eserler o toplumun ekonomik ve kültürel zenginliği günümüze değin kalabilmiştir.
Bu günde insanoğlunun var olduğunu bildiği ama çözemediği bazı mitler vardır. Bunları isimlendiriyoruz fakat ortaya fiziksel kanıtlarıyla tümüyle açıklayamıyoruz. Bunlardan bazıları şunlardır.
-Enerji.
-Bioenerji.
-Düşünce gücü.
-Kuantum teorisi.
-Kozmik güç, ve daha sayılabilir.

”Dünyanın sıvı halde olduğu ilk zamanlardan beri aynı büyük gelişmenin birbirini takip eden safhalarını izlemekteyiz. Jeoteknik ve jeobiyoleji yoluyla her zaman anlaşılabilecek tek ve temel bir süreç bulduk -ilk hücreleri oluşturan ve daha sonra sinir sistemlerinin oluşturulmasıyla devam eden süreç. Jeojenezin biyojeneze yükseldiğini gördük, sonra da psikojeneze dönüştü.”(Addıngton Jack1996;1).

Kısaca açıklandığı gibi Jeoteknik: yeryüzü ve yeraltı zemin koşulları.
Jeobiyoleji: Dünyanın kozmik ve jeolejik evrimiyle başlangıç arasındaki ilişkileri canlı madenin ve organizmaların fiziksel, kimyasal bileşimi ve evrimi inceleyen bilim dalı.
Jeojenezin: Yaradılış olarak geçiyor kutsal kitapta. Jeojenez+ Biojenez+ Psikojenez: Evrenin yaratılışı.

Biojenez: Cansız maddelerin tesadüfen bir araya gelerek canlı organizmalar meydana getirmesine ve kendi içinde değişim ve dönüşüme uğrayarak üremesine deniyor.

Psikojenez: Düşünce artı başlangıç. Her şey düşüncede başlar demektir.
Pisikojenez:(düşünce + başlangıç), “her şey düşüncede başlar” demektir. Düşünce her şeydir. Hayatı oluşturan şeyler, Düşünce´ nin sürekli değişen ürünleridir. Çevrenizde gördüğünüz her şey önce bir fikirdir. Kendimizi hayattan ayrı düşünebiliriz, fakat aslında okyanustaki bir damlanın denizin bir parçası olduğu kadar bizde bir Düşünce´ nin parçalarıyız. Dünya ve içerdiği her şey düşüncenin ürünüdür. Yaşadığımız dünya zihinsel bir dünyadır. Kullandığımız bütün araç ve gereçler, hepsi önce Düşünce´ de oluşturuldu ve Düşüncenin yaratıcı sürecinin ürünü olarak gerçekleşti.

Düşünce Sonsuzdur: Düşüncenin insan beyniyle sınırlı olduğunu düşünemeyiz. İnsan beyni Düşüncenin bir aracıdır. Evrenin sıralı düzenlenişi, bir düşüncenin, zihin gücünün ürünüdür. Tüm bu olanların ardında, hayatın her zerresine nüfuz eden, her şeyi düzenleyen bir akıl vardır.

3

İnsan bedeninin çeşitli faaliyetlerindeki bu kusursuz dengeyi, düşüncenin enerjiye dönüşümü olarak açıklayabiliriz. ,Organlar, salgı bezleri ve bedenin çeşitli fonksiyonları birbirine öylesine mükemmel bağlanmış ki, iyi çalışmayan bir salgı bezinin yerini bir başkası alabiliyor; bedenimizin tehlike anında istemimiz dışında gerekeni yapabiliyor ya da onu yanlış kullandığımızda telafi edebiliyor olması bu yaşam enerjisini açıklar.

Enerji: Hepimiz enerjiden oluşuyoruz. Kısaca göz atacak olursak.
Einstein’ın uzay ve zamanın doğrusal değil, görece olmasını saptamasından sonra, yani “izafiyet teorisi’ nin ortaya çıkmasından sonra, sonsuz olasılıklar kapısı insanoğluna açılmıştır.
Bu teorinin en önemli sonuçlarından biri de enerji ile madenin birbirlerinin yerini tutabileceği sonucudur. Madde kendini yavaşlatarak kendini gösteren enerjiden başka bir şey değildir. Yani madde olarak gördüğümüz her şey (vücudumuz dâhil) enerjidir.
Evrende temel bir kütle var olmadığı ve bu kütlenin enerji olması sebebiyle, tek bir yerde olması da imkânsızdır.
Maddeyi oluşturan parçacıklar, başka parçacıklara dönüşebilirler. Bir enerjiyle üretilip, yine aynı enerjiyle yok edilebilirler. Hem sabit bir dönüşüm, hem de sürüp giden bir harekettir bu enerji.Bu nedenle bütün yaşadıklarımız birbirleriyle bağlantılıdır. Çünkü hepimiz aynı bütünün parçalarıyız. Bu nedenle var olan enerji parçacıklarıyla kimi zaman düzenli, kimi zaman ise düzensiz bağlantılar içindeyiz.
Bir anlık bir bağlantı, bir diğerimizin aklından geçeni okumamızı veya bir başkasının düşüncesini telepatik olarak anladığımız anlamına gelir. Bazen görülenden, duyulandan çok şey anlarız ve bir gerçekliği kozmik yönden kavrayabiliriz.

Çinliler yaşam enerjisine << Chi>> adını verirler. Yin ve yang adlı iki zıt enerjiden oluşan güçtür.
Yahudiler ise aynı enerjiye <>yani yıldıssal ışık adını vermişlerdir.

Bioenerji: İngilizce bir kelimedir. Türkçesi ”yaşama dönük, sağlık ve canlılık akımıdır” Kozmik bir enerjidir. Bilimsel bir konudur.
Frekanslar ve enerjetik dalgalar halinde, devamlı olarak kainata akan bir hayat akımıdır. Kainatın ve onun içinde yer alan tüm unsurların hayat hareketlerine devam etmesi buna bağlıdır. Bir atomun elektronlarının çekirdek etrafındaki yörüngelerinde hareketleri de buna bağlıdır. Her şey kozmik bioenerjiye muhtaç olarak varlığını sürdürmektedir.
İnsandaki ve canlılardaki bioenerjik hayat akımı ve enerji bedenleri artık bilimsel olarak özel termal kameralarla ve kirlian fotografçılığı ile çekilebilmekte ve ölçülebilmektedir.
”Eski Çin dininde bildiğimiz anlamda tanrılar yoktu. Ama Çinliler, rüzgarlarda, ırmaklarda ve dağlarda görünmez güçler bulunduğuna inanıyorlardı. İnsanlarla dünya arasında simgesel bir benzerlik görüyorlardı: Biri olmadan öteki var olamazdı ve evrenin başlangıcı toplumun başlangıcından önce değildi. Efsanevi hükümdarlar, Zamanı ve Mekanı sınırlayarak gerçekliği yarattılar. Gerçeklik, bir kademeleşmeler toplamıdır. ( Mevsimler, Yönler, Renkler, vb.). Bundan ötürü evren de, her bireyde ve her toplulukta görülen ve kutsal olan bir karşılıklı ilişkiler ağıdır.(Memo Larousse 1990;349)
4

Han sülalesi döneminde yazılmış en eski felsefe kitaplarından biri olan Shujing’de dış dünyayla (Makrokozmos) bu dünya içindeki (Mikrokosmos) arasındaki bu benzerlik Açıklanmıştır. Buna gör dört mevsim, 365 gün, 5 öğe ve çeşitli rüzgarlara karşılık, insan bedeninde 4 organ, 360 eklem,5 iç organ ve vücuttaki enerjileri yönlendiren soluklar vardır.(Memo Larousse 1990;349)
Bu simgesel sistemler sonraları çok daha karmaşık hale geldi; Tutkuların ve duyguların incelenmesine, hastalıkların kaynağını ve bunların çarelerini açıklamaya yöneldi; Vücuttaki hayati <> bilgisine dayanan akupunktur gibi bilimlerim doğmasına yol açtı. Kehanete, Astrolojiye ve simyaya kaynaklık etti.
Düşünce gücü: 21. yüzyılda kuantum fiziğinin bulgularından etkilenerek, sosyal bilimlerde, pozitivist akım yerini, post modern akıma bırakmıştır. Tüm bu değişimin, temelinde yatan bulgu; “insan zihninin oluşturduğu teorilerin, her ne kadar dış gerçeklerden etkilense de, dış gerçeklerin de bizzat teorilerden etkilendiği gerçekliğidir”
Bir diğer deyişle; insan herhangi bir olguya bakar, varsayımlar, hipotezler ve nihayetinde teoriler geliştirir, söz konusu olgu bu çerçevede isimlendirilir ve sıfatlarla donatılır. Tüm bu çerçeve, bireyin, söz konusu olguya, bakış açısını, yani algısal duruşunu belirler. Algısal duruş ise, bu olgu karşısında nasıl tepki vermesi gerektiğini, yani karar ve davranış şekillerini belirler. Bireylerin, karar ve davranışları sonucunda, söz konusu sosyal olgu, her ne olursa olsun, bireylerin en başta geliştirdiği varsayımlar doğrultusunda şekillenmeye başlar ve teori kendi kendini gerçekleştirir. Bir sonraki adım ise, teorinin kendini güçlendirme dönemidir ve kendi beklentisi doğrultusunda şekillendirdiği, dış dünya gerçeğinin, teoriyi bizzat doğruladığını görür.
Bireysel Düzeyde Düşünce Gücü.
Toplumsal düzeyde, baskın olan varsayımların, devlet ve toplumsal kimliklerini ve sonucunda, içinde bulundukları gerçekleri oluşturması gibi, bireysel düzeyde, bireyin zihin haritasının varsayımları, bireyin kendi algısal duruş, karar, davranış şekillerini ve kimliğini oluşturmaktadır. Düşünce hızlı ve kolayca değişebilen, hafif ve ince bir enerji biçimidir. Enerjiler, kendilerine benzer nitelik ve titreşime sahip enerjileri çekme eğilimindedirler. Bu nedenle düşünce ve duygular da benzer yapıdaki enerjileri kendilerine çekerler.
Kuantum teorisi: Kuantum sözlük anlamı olarak “Bir dalganın olası değerlerinin alt değer kümelerinden biri” anlamın taşır. İngilizce ‘de “Quantum”, Latince’ de “Quantus” olarak kullanılan kuantum, atom düzeyindeki, hatta atomdan daha küçük parçacıkların fizik kurallarını tanımlamakta kullanılır
Kuantum teorisi, bilim ve insanlık tarihinin üzerinde birçok tartışmalara konu olan teorilerinin en başında gelmektedir. Kuantum teorisi, atomik olaylardaki enerjiyi açıklamaya yarayan bir fizik teorisidir. Kuantum düşünce üst nitelikli bir düşünme biçimidir. Sıradan düşünce biçimleri kendisini tekrar eden, etkisiz ve sınırlı enerjilerdir. Değiştirme ve oluşturma güçleri yoktur. Daha çok vehim, kuruntu, başıboş hayaller biçiminde akar. Oysa Kuantum Düşünce derin düzeyde, atom altı alanda etkili olabilecek tarzda bir yaratıcı düşünme biçimidir.

5
Özel bir bilinç düzeyine girerek, özel olarak kurgulanmış sözel ve imgesel oluşumları içerir. Kuantum Düşünce, sağlıklı ve güçlü bir beden için de uygun bir zemin hazırlar. Bizim düşünce ve kabullenişlerimiz direkt olarak bedene etki yapar. Bedenimiz aslında bir enerji okyanusundan başka bir şey değildir. Korku, kaygı, öfke, suçluluk duyguları bütün hücrelerimizin beslendiği enerjide azalmalara yol açar. Sözlükte Kuantum bir dalganın olası değerlerinin alt değer kümelerinden biri. Kelime anlamı ‘miktar’ dır.

Bütün bu açıklamalarda gördüğümüz gibi, ilkel çağlardan beri uygarlıklar tarafından hissedilen ve evrende var olduğunu bildiğimiz enerji, kendi içindeki gizem gibi tüm gerçekliğiyle henüz ortaya koyulmamıştır. İlkel tarihlerde nedenini bilemediğimiz tüm doğa olaylarını mitleştirdiğimiz gibi bu gün de, bu evrensel güçleri mitleştiriyoruz ve değişik isimler veriyoruz. Aslında hepsi bir enerjiye çıkıyor. Enerjinin kullanış şekli değişmekte ama öz aynı kalmaktadır. Aslında Eski mitler de aynı kozmik yaşam döngüsünün parçasıdır. Gök tanrı öfkelendiğinde, toprak ana kızdığında hep aynı evrensel döngünün bir parçası yaşanmaktaydı. Evrensel enerji tümüyle açıklandığında bu günün miti olan kozmik güç de açıklanmış olacaktır. Bu evrensel güç, değişim ve dönüşüm döngüsü içinde en büyük parçadan en küçük zerreciğe kadar birbirini etkileyen bir enerji akımı içinde hareket halindedir ve kozmik son da bu enerjinin birikimiyle gelecektir.

LALE ŞEN

You can leave a response, or trackback from your own site.

Leave a Reply