Sanat Ve Deformasyon

 

SANAT VE DEFORMASYON

İNSANIN KUSURLULUĞUNU KUTSAMA

 

İdealize edilmiş insan bedenlerinin övülmesi eskiden sanatçının en üstün meslek aşkı sayılıyordu. Michelangelo’nun David’inin kaslı fiziğinin mükemmelliği bunu anlatan heykellerden biridir.

Rönesans sanatına benzersiz bir etkide bulunan Michelangelo, klasik sanat tekniklerini öğrenmesinin yanı sıra asıl olarak, insan formunu her açıdan tasvir edebilmek için kadavralar üzerinde çalışıp, Yunan ve Roma sanatından devraldığı idealleştirilmiş insan tasarımlarını ulaştığı gerçekçilik boyutunu yakalamaya çalışır.

klasik yunan sanatının en iyi örneklerinden biri olan i.ö 480 – 440 yılları arasında yaşamış olan heykeltraş myron tarafından yapılmış olan bronz heykel. Bulunduğu zaman kafası eksik olan heykele yine antik fakat gövdeye ait olmayan bir kafa yerleştirilmiştir. Bu kafa, tartışmaya yol açacak şekilde, arkaya değil de öne doğru bakmaktadır. Oysaki orijinalinde heykelin geriye, diski tutan ele dönmüş bir şekilde bakıyor olması kuvvetle muhtemeldir

Myron, yaklaşık M.Ö. 450-440 tarihlerinde bronzdan yaptığı disk atmaya hazırlanan çıplak atlet heykeli kaybolunca Romalılar hayran oldukları bu heykelin mermer bir kopyasını yaptılar. Heykelin kompozisyonu hangi açıdan bakılırsa bakılsın dar bir düzlemi kaplar. Tasarımı simetri, harmoni, denge ve ritm gibi çağdaş Yunan fikirlerini yansıtır. Kafa, gövde ve uzuvlar bir dizi birbirine zıt kuvvet halinde sıralanmıştır.

-4- ,Venus de Milo’nun yumuşak,yuvarlak hatlarını görüyoruz.

Milo Venus’ü. Paros Mermeri, 202 cm, Louvre Müzesi, Paris.

Milo Venus’ü tahminen M.Ö. 130-100 seneleri arasında yapılmış, güzellik tanrıçası Afrodit’i simgeleyen eski bir Yunan heykelidir. Milo Venus’ü Yorgos Kentrotas adlı bir köylü tarafından 1820 senesinde Ege denizindeki Milos adasındaki harabelerde keşfedilmiştir.  Fransız deniz subayı Jules Dumont d’Urville bu keşiften haberdar olunca eserin satın alınması için Fransız Büyükelçisi Charles-Francois de Riffardeau ile temasa geçmiş; fakat haber büyükelçiye geç ulaşınca köylü heykeli Sultan II. Mahmud’un Orta Doğu’daki donanmasının tercüman-rehberi Nicholas Mourousi’ye satmaya karar vermistir. Ancak Fransız Büyükelçisi’nin temsilcisi Vicomte de Marcellus tam vaktinde yetişmiş ve heykel Konstantiniye’ye doğru yol almak üzere gemiye yüklenirken satış iptal edilmiştir. Birkaç ay sonra ise Mourousi Sultan II. Mahmud’un emri ile Konstantiniye’de donanmanın önünde idam edilmiş, bir süre sonra da Fransız Büyükelçisi bu heykeli kral 18. Louis’ye hediye etmiştir.

ya da Titian’ın kıvrak Venus of urbino’sunu düşünün.

Bütün bunların yanında, performans sanatında konu olarak kullanılan bedenin, artık malzeme olarak da kullanmaya başlaması, feminist bakış açısını haklı olarak güçlendirmiştir.

Jack Pollack  1912-1956  Amerika                           Yves Klein  1928-1962  France

Bu günse bedenin kutsanması idealist bir şekilde sunulması eski moda ve gereksiz gelmektedir. Bu dramatik değişikliğin birçok sebebi vardır. İmkansız standartlara tepki olarak yeni bir bakış açısı gelişmiştir.

Avangard akımda soyutlamanın yükselişi, her türlü figüratif üslubun gerileyişini,hızlandırmıştır.Erkek bakış açısına göre kadının idealize edilişi.Güzel bir nesne olarak sunulması feminist eleştiriyi beraberinde getirmiştir.

 

Fakat medyada güzelliğin etrafında kurulan abartılı halede, çağdaş sanatçıların deforme olmuş, ezilip parçalanmış hatta ölü ve çürümekte olan bedenlerden deriden etkilenmiş olmalarına tek başına bir açıklama getiremez.

Keza bu açıklamayı, sanatçıların normal koşullarda kibarlık gereği sakınılan bedensel salgıları ve işlevleri öne çıkarmaya istekli olmalarında da bulamayız.

 

Çağdaş sanat, Venus de Milo’nun  yerine çürüyen bedenler ve beden kısımlarıyla ilgili düzenlemeleriyle dikkati çeken  Joel-Peter Witkin’in cansız resimlerini öne çıkarmıştır.

1984

joel-peter witkin, 13 eylül 1939 da brooklyn, new york’ ta dünyaya geldi. babası cam işiyle uğraşan koyu bir yahudi, annesi ise kimya dalında çalışan katolik bir italyan’ dı. ailesi dini farklılıklarına daha fazla dayanamayıp, witkin daha küçük bir çocukken boşandılar ve küçük joel annesiyle yaşamaya başladı. brooklyn’ deki saint cecelia’s okuluna başladı, daha sonra grover cleveland high school’ da okul hayatı devam etti.

Hastane de çalıştığı dönemlerde kadavra parçalarını çalarak oluşturduğu kompozisyonların(daha çok natürmort) fotoğraflarını çekerek kariyerine başlayan witkin daha sonra ünlü tabloların reprodüksiyonlarını aynı tarzda fotoğraflamıştır. yaratıcılık mı hastalık seviyesine getirmiş, hastalanmış mı yaratıcı olmuş bilinmez. ne sebeple olursa olsun geliştirdiği fotoğraf anlayışıyla saygıyı hak eder.

Paul McCarthy’nin mini-dramalarındaki ketçap, çikolatalı şurup ve mayonezle sıvanmış karakterlerini görmekteyiz.

Cindy Shrman’ın yüzü başı siğil kaynayan cadılarını özgürce sergilemiştir.

Cindy Sherman, (d. 19 Ocak 1954 New Jersey) ABD‘lı sanat fotoğrafçısı ve film yönetmeni. Cindy Sherman’ın yüzlerce kendisini kullandığı kadın, hatta bazen de erkek canlandırması vardır, ancak bunların hiçbirisi Cindy Sherman’ın gerçek anlamda bir otoportresi (zekâ geriliği, otistik spektrum bozukluğu),olan biri değildir. Kendi deyişine göre Sherman fotoğrafları kadın stereotipleri ile ilgilenir, ancak bu sterotipler onun kadınları nasıl gördüğünü değil, erkeklerin kadınları nasıl gördüğünü yansıtır . Sherman, fotoğrafı saf haliyle değil, bir kavramsal sanat malzemesi olarak kullanır. O bir fotoğrafçı değil, bir kavramsal sanatçı, bir gösteri sanatçısıdır. Sanatçı, bir gösteri sanatçısıdır.

Bu tür çalışmalar, İster duygulara hitap eden resimlerle esprili performanslar yoluyla grafik, fotoğraflar şeklinde sunulsun, isterse tuhaf biçimde çarpıtılmış figüral heykeller şeklinde,sanatta düzen ve güzellik ile ilgili bütün geleneksel varsayımlarımıza meydan okumaktadır.

Çağdaş sanatta bedenle uğraşmaya yönelik bu eğilimi betimlemekte kullanılan belli başlı terimler.

Grotesk :  grotesk aynı anda hem gülünç hem de korkunç öğeleri birarada barındırandır. Acaip, komik (karikatür gibi mübalağalı) anlamına gelir.

Zamanla Grotesk zevksiz iğrenç ya da kir olan şeyleri tanımlamak için de kullanılır olmuştur.

Karnavalesk: Bakhtin’in icat ettiği sözcükFarkın reddedildiği, sınıfsal eşitsizliklerin ortadan kaldırıldığı, hiyararşik yapının hükümran olmadığı yasak ve kısıtlamanın, sahte tavırların olmadığı sahici etkileşimlerin yaşandığı durum.

Karnavalisk kelimesi ilk olara 1940 ta Rus edebiyat eleştirmeni Mikhail Bakhtin’in yazılarında görülmüştür. Bakhtin Karnavaleskin izlerini Orta Çağ karnavallarının folk kültürüne kadar sürmektedir.

Abjection(İğrençlik):Kıl, kir, dışkı, adet kanı ve çürüyen yiyecekler gibi tabu şeyler ile idiş etme, uzuv kesme, ensest ve hayvanlarla cinsel ilişki kurma gibi, genellikle toplumsal cinsiyet ve cinselliğin ağza alınmaz yönleriyle yüzleşmenin bir yolu olarak sunulan tabu konulara  eğilmiş sanatçı ve yazarların yasak tanımayan eğilime gönderme yapmaktadır.1980’lerin başında Julia Kristeva iğrençliği benlik duygusunun kaybedilmesine karşı tepki şeklinde nitelemiştir.Kısaca: Kimliği, sistemi, düzeni rahatsız eden şey diye tanımlamalar devam edebilir.

İnforme: Fransızca form-suz anlamına gelmektedir.

Çağdaş Türk Resim Sanatı’nın ustalarından, resimlerin de bin-bir dil konuşan, uluslararası üne sahip sanatçı Ergin İnan, “99 Günlük ve 9 Grotesk Kafa” adlı resim sergisi ile EKAV Sanat Merkezi’ nde sanatseverlerle buluşuyor.

“99 Günlük”, sergide 99 desen olarak yer almakta ve desenler her yeni bir gün için 99 günde oluşturularak siyah beyaz çini mürekkep ile el yapımı kağıt üzerine çizilmiş günlük resimlerden meydana geliyor.

Ayrıca bu projenin, 99 nüsha olarak yapılmış, imzalı ve numaralı kitabı da hazırlandı.

Resimler, “9 Grotesk Kafa”, 220 x 280 cm boyutlarında, tuval üzeri akrilik ve yağlıboya tekniği ile gerçekleştirilmiş yapıtlardan oluşuyor. Yapıtlarda “Kafka Günlükleri”nden yapılan alıntılar büyük insan yüzleri üzerinde grotesk anlatımlarla sunuluyor.

Bu anlatımlarda böcek, göz, yüz ve alıntı yazılar renk ve biçim açısından güçlü ve uyumlu bir kurgulama ile yüzlere çarpıcı bir grotesk bir anlam kazandırıyor.

Ayrıca sergide yer alan iki “Kümbet” üç boyutlu iki ayrı parçadan oluşuyor. Yapıtların biri İstanbul’da gerçekleştirildi, diğeri ise Berlin’de tasarlanarak yapıldı.

Ergin İnan’ın İstanbul-Berlin arasında geçirdiği yaşam süreçlerinde tasarımlayıp gerçekleştirdiği, insanları ve her iki dünyanın insanlarını soyut olarak içlerinde barındırmakta olan bu kümbetler, yaşanmışlığın, ayrılmışlığın ve yeniden birleşmeye olan özlemin ifadesi olarak kurgulanmış ve biçimlendirilmişlerdir.

Hep birlikte çağdaş sanatla ilgili teorik tartışmaların özünü oluşturan bu dört terimin odaklandığı ortak noktalar kirlilik, sınır durumları, mutasyonlar, melezleşme ve irrasyonel olandır. Bu doğrultuda sanat, genellikle dokunulmaz sayılan sınırları ihlal etmeyi kapsar.

Hayat ile ölüm. Ruh ile ten. Yaratım ile yıkım. Hayvan ile insan ve bunu gibi.

Örneğin İtalyan sanatçı Piero Manzoni gramı altınla aynı fiyatta doksan kutu ‘sanatçı boku’ ürermiştir.

Bu akıma katkıda bulunanlar arasında:

Hieronymus Bosch

Francisco Goya

Eugene Delacroix

Thedore Géricault

 

17.yy Manaristleri ve 19.yüzyılın sanatçıları ölüm, delilik ve hastalık tasvirleri akademik kılasizmi yerle bir eden romantik sanatçıları sayılabilir.

 

Modern çağdaysa deformasyon eğilimini benimseyen öncüler Almanya’nın iki dünya savaşı arasındaki burjuva toplumunun ağır satirik çizimlerini yapan George Grosz ve gerçek kişi büyüklüğündeki oyuncak bebekleri manüpüle edip parçalayan Hans Bellmer gibi isimlerdir.

George Grosz

Hans Bellmer:

Bu tür çalışmalar ilk olarak 1934’te sürrealist dergi Minotaure de on sekiz fotoğrafla göründü.

Böylesi bir modernist  deformasyon, baskıcı rejimlerin ayırıcı özelliği olan fiziksel kusursuzluk saplantısına karşı bir tepki olarak siyasal alana taşınıyordu.

Nazi Almanya’sında ve Sovyet rejim bu konuda oldukça katı bir tutum içindeydi.

Almanya’daki sanatçılar ‘dejenere’ etiketini yiyorlar ve toplama kamplarında ölme riskinden kurtulmak için ülkeden kaçmaya zorlanıyorlardı.

2.Dünya savaşının peşinden ise çarpıtılmış ve deforme olmuş beden temsilleri artık çok sık rastlanır hale gelmişti.

Wilem de kooning: 1950 lerin başındaki ‘Women’resimleri ne sayabiliriz.

Francis Bacon:2.Dünya savaşı’nın dehşetinin yol açtığı fiziksel yaraların 1950’lerde yaptığı resimler arasında, uygarlığın çöktüğü duygusunu hissedip, dinin etkili bir ahlaki koruma sağlayamamasına yas tutarak, geleneksel dinsel temaların yeniden işlendiği örnekler.

Philip Guston:

Çağdaş sanatın perspektifinden bakıldığında, deformasyonun en etkili sanatçısı olarak, hayatının geç döneminde soyut Ekspresyonizmden uzaklaşıp, beden kısımları ve antropomorfik nesnelerin  karikatür vari resimlerine yönelmiştir.

Son dönem eserlerinde grotesk olanın benimsenmesiyle, beğeni ölçütünü ve formel nezaketini yıkmanın yolunu gören genç sanatçıların gözünde kahraman katına yükselecekti.

Louis Bourgeois Guston gibi günümüz genç sanatçıları arasında çok etkilidir ve kendisi de travmadan etkilenmiş bir sanatçıdır.

Bazı çalışmalarında istikrarsız ev hayatını ele aldığı gözlenir. Kadın bedenleri ve başlarını soktukları evlerinde çıplak kalışlarını işlemiştir.

Yayoi Kusama’nın çalışmaları da çocukluk travmalarıyla bağlantılıdır. Kadın rollerinin son derce kısıtlı olduğu savaş sonrası Japonya’sında büyümüştür. Kendisinin ve etrafındaki şeylerin ağlardan ya da noktalardan oluştuğu ve tarlalarda dağılıp gittiği şeklinde sanrılar görüyordu. Daha sonra New York’a taşındı.1960 lı yıllarda sansasyonlarıyla ünlenmişti.

1974 de zihinsel bir bunalım geçirince ülkesine geri dönmüştür.

Hem geleneksel Japon kadını hem de Batılı seks fetişi rolünü reddeden sanatçı, özgürlüğü görünmezlikte, bedeni çoğaltmakta artık tanınmaz hale gelene değin çözülmekte bulmuştur.

Magdalena Abakanowicz çalışmaları daha siyasal boyutludur 1939 da Varşova dışındaki evlerini terk etmek zorunda bırakılmış Polonyalı aristokratların çocuğu olan Abakanowicz aile geçmişini saklayarak komünist dönemde büyümüştür. Eserlerini üretirken polonya’da tanık olduğu kalabalıkların zalimliğinden etkilendiğini belirtmiştir.

Thomas Schütte

Wangechi Mutu moda ve porno dergilerinden, Afrika sanatı sanatı hakkındaki kitaplardan kesilmiş fotoğraflardan kolaj yapılmış figüratif içeriklerde groteskin diline başvurarak eserler üretmiştir

Savaşın, cinsiyetçiliğin, akıl hastalığının, kötü siyasetin ve sömürgeciliğin sebep olduğu psikolojik travma, deforme olmuş beden üzerinde düşünüp, onu yansıtmanın tek etkisi değildir. Bazı sanatçılar figüral deformasyonları umursamazlar. Sanat tarihinden alınma örnekleri kasten biraz canlandırılarak gösterişli resimler yapar figüral çarpıtma ve mübalaglı örnekleri görmekteyiz

John Currin böyle bir örnektir.

Currin her zaman için yeni olan bir şeyi eski olan bir şeye katarak, kötü beğeni ile bayağılık arasındaki ince çizgide yürümüştür.

Jake ve Dinos Chapman kardeşlerin çalışmaları da kesinlikle daha tiksinç olmakla birlikte, varoluşsal endişeden ziyade eğlenceyle ilgili görünmektedir.

You can leave a response, or trackback from your own site.

Leave a Reply